HABERLER

TAZELENMEK İÇİN MALATYA

http://www.skylife.com/tr/2016-08/tazelenmek-icin-malatya

Orduzu da Faytonların yolu ağaçların arasından geçiyor.

Benim için Malatya şair Cevat Çapan'ın dizeleriyle başlar: "İster izinle dönelim gurbetten / tahta bavullarımızda Malatyalı Fahri'nin plakları..." Sonra adı efsaneye dönüşmüş olan Fahri Kayahan'ın içli sesi türküler söylemeye başlar: Ayrılık Ateşten Bir Ok, Sarı Kurdelem Sarı, Karadır Kaşların Ferman Yazdırır, Şu Dağları Delmeli... Bu yüzden, Malatyalıların ona duydukları sevgi nedeniyle adını verdikleri geniş bulvardan geçmeden kentin merkezine girmiyorum. Ağaçların neredeyse yeşil bir tünele çevirdiği Kanalboyu Caddesi'nden sonra Kernek Meydanı'na varıyorum. Coşkun sular merdivenlerden iner gibi akıyor. Dev bir ahşap değirmenin balkonunda çay içerken Malatya'nın modern yüzünü seyrediyorum; kahkahalar atarak yürüyen üniversiteli gençler, şelalenin önünde selfie çeken çiftler, yan masada küçük kızına masal kitabı okuyan anne... Kitabın kapağında yazarın adını görünce gülümsüyorum. "Ah!" diyorum, " Sevgili Eflatun Cem Güney! Hekimhanlı Masalcı Baba! Anadolu halk kültürüne verdiğin emek boşa gitmemiş bak, hemşerin olan bir çocuk senin masallarını dinliyor. Akla şifa senin masalların. Malatya'nın her derde deva kayısısı gibi…"

 

Güney derlediği masallarda az gitmiş uz gitmişti. Bu "miş" uyağı, aklıma ister istemez "mişmiş"i getiriyor. Bir masal kahramanının adına benziyor sanki, ama Malatyalılar "mişmiş" diye kayısıya diyorlar! Ağacını dikeceklermiş. Büyüyecekmiş. Meyve verecekmiş. Soğuk yemeyecekmiş. Dolu inmeyecekmiş. Elleri para görecekmiş! Malatyalıların dünyasında önemli bir yeri var bu meyvenin. Reçeli, döneri, kebabı, kompostosu hatta çikolatalısı bile yapılıyor. Çekirdeğinin unundan da kurabiye... Temmuzda toplanan kayısılar renklerinin sararması için islim odalarına sokulup kükürtlenecek, sonra seren yerlerinde kurutulacak. Bahçeler, meydanlar altın rengine bulanacak. Sonra kasalanıp dünyanın her yerine yollanacak. 

Kayısının izinden gidip Şire Pazarı'na varıyorum. Revakların altından geçtiğimde kayısı, kuru erik, badem çekirdeği, dut, pestil, ceviz sucuğu ve kuru üzümlerle dolu kasalar ve tezgâhlar karşılıyor beni. Malatya'nın doğal ürünleri sağlıklı beslenmeyi hayat biçimi haline getirmiş insanların gözbebeği. Satıcılar tadına bakmanız için ürünlerini ikrama başlıyorlar. Pazarın etrafındaki çarşılardan ustaların dövdüğü bakıra vuran çekiç sesleri, yeni açılan tenekelerden peynir kokuları yükseliyor. Aynı anda Battalgazi'deki Silahtar Mustafa Paşa Kervansarayı'nın kapısından ellerinde enstrümanları ile müzik öğrencileri giriyor. Odalardan birinde sessizce ebru yapılıyor. Avluda ise gelinlerle damatlar fotoğraf çektiriyor. Beşkonaklar'ın önünden davullu zurnalı bir sünnet alayı geçiyor. Malatya her zaman cıvıl cıvıl bir kent olmuş, hâlâ da öyle. Yaz günlerinde ise sıcaktan ortalıkta pek görünmeyen Malatyalılar geceleri kanal boylarını, çay bahçelerini dolduruyorlar. 

Yeşilyurt'a "Malatya'nın Lezzet Vadisi" demek gerek. Çok sayıda kahvaltı salonunun bulunduğu mesire yerinde şırıl şırıl akan derelerin ve serinliğe yol veren ağaçların altında kurulan sofralardan birine oturmak insanı mutlu ediyor. Buradaki pide fırınlarında süren bir gelenek var.

Malatyalılar kasaplardan aldıkları etleri pişirmeleri için fırıncılara teslim ediyor, sonra gelip pişen yemeklerini ve pidelerini alıyorlar. Ben de bu geleneğe uyuyorum, Çırmıktı tavasını çatal bıçaksız afiyetle yiyorum. Akşama da Malatya merkezindeki sofralardan birinde, bir lezzet abidesi, kiraz yaprağından yapılan ekşili köfte beni bekliyor. Tadamadığım onlarca çeşit köfteyi, zırh kebabını, diğer tava çeşitlerini de sizin damak zevkinize bırakıyorum. Ne kadar şanslı olduğunuzu

Malatya'ya gitmeden bilemezsiniz! 

Levent Vadisi son yıllarda adından epey söz ettiriyor. Heybetli kayalıkları, uçurumları, mağaraları ile görkemli bir dehliz vadisi olan bu coğrafi şaheser son zamanlarda fotoğraf meraklılarının gözdesi. Fotoğraf kulüpleri burada kamp kurarak foto safariler düzenliyor. Yürüyüşçüler için yeryüzünün az bilinen yüzünü görme şansı var, adrenalin peşinde koşanlar içinse heyecan verici parkurlar. 

Vadide yüksek bir kayalığa yapılan cam seyir

terasından aşağıya baktığınızda adrenalininiz

artabilir. Zorlansanız da denemelisiniz.

Darende'de ovanın içinde Tohma Nehri akıyor ve etrafını yeşillendiriyor. Tohma Kanyonu'nun içindeki Somuncu Baba Külliyesi her zaman dolup taşıyor. Kanyondaki doğal

Kudret Hamamı'nın sularına dalmak içinse bazen sıraya girmeniz gerekiyor. Günpınar Şelalesi, Darende'nin "uçan suları"nı akıtıyor. Sıcak günlerde kendilerini tutamayıp suların içine elbiseleriyle girenleri görürseniz şaşırmayın. 

Türkiye'nin en büyük höyüklerinden

Aslantepe adını burada bulunan iki mermer aslan heykelinden alıyor. Köylüler burada bulunan aslanların eski yerleşimlerin bekçisi olduklarına inanıyorlar. Aslantepe'de devam eden kazılarda Ortadoğu'da bilinen ilk kerpiç sarayı bulundu. Aslan heykelleri ve ünlü "Gülümseyen Melita Kralı" heykeli Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne götürülse de orjinal heykelleri burada göremeyeceğiniz için hayıflanmayın. Nemrut Dağı'na Malatya’nın merkezinden iki saatte gidiliyor. Orada, aslan ve kartal heykellerinin başında beklediği Kommagene Kralı Antiochos'un göksel tahtında unutulmaz bir gündoğumu ya da gün batımına ne dersiniz?

Sabah erkenden Yeni Camii'nin önündeki fıskiyeli havuza yakın banklardan birinde oturup Malatyalıların hareketli dünyasına tanık olduktan sonra 29 km. uzaklıktaki Sultansuyu Harası'na gidiyorum. Yeşil ovanın ortasında büyük bir at yetiştirme çiftliği burası. Yüzlerce at çayırlarda otluyor. Atlar erken saatte çayırlara salınıyorlar. Arap ve İngiliz atlarından seçilen damızlıklarla doğan taylar sıçraya sıçraya annelerinin yanında dolaşıyorlar. Geleceğin yıldızları onlar. Yarışlarda dörtnala koşarken buradaki mutlu çocukluk günlerini anımsayacaklar mı acaba diye düşünüyorum. Tayları bilmem ama ben Malatya'daki günlerimi mutlulukla anımsayacağım...

http://www.skylife.com/tr/2016-08/tazelenmek-icin-malatya